15 Haziran

Hiç bir 15 Haziran öncesi bu kadar hazırlıksız yakalanmadım. Günler,haftalar öncesi hazır olur beklerdim zamanı. Ancak bu yıl belki de ilk kez bu kadar hazırlıksız, bu kadar cansızım.Heyecansız olduğumu söylemek yalan olur belki ama isteksizim. Yoksa ne eder ne eder muhakkak bir şeyler karalardım. Ne oldu?

Belli ki yorgunum.

Sergiler bir hayli yordu besbelli. İşler besbelli vakit aldı.Gidip-gelmeler bir hayli yordu.Yoruldum besbelli. Başka bir şeyle izah etmek çok güç.

Kolay mı yaklaşık 6 ayda 10 ayrı mekanda 3 ayrı konuda sergi açmak? Ne olursa olsun! Elbette sergi dediğiniz şey,illa ki  bilmem ne Sergi Salonlarında açılan şeyler değil. Değil ama verdiği yorgunluk, sergi salonlarının büyüklüğüyle aynı oranda büyüyen yorgunluklar  da değildir ki!

Üstelik , o salonlarda sergi açmamız istendi de biz mi açmadık?  Ne olurdu, bilseydik biz de o salonların yorgunluğunu.

15 Haziran.

Sevdiğim gün. Sevildiğimin hatırlatıldığı gün.

Yıllar varki eşime dostuma anılarımı yazıp çoğalttığım bir gün. Yıllar var ki yeni eşime dostuma , eski eşlerimi dostlarımı anlattığım bir gün.

Ama görüyorum ki, anlattığım eski dostlarım bir bir hayattan çekiliyorlar.Hatıraları daha değerli, daha gizli kılıyorlar. Daha özel kılıyorlar. Bu sebepten artık hayattan çekilen dostlarım ile hatıralarımı anlatıp, yazmayacağım.Sadık kalacağım.

İşin kötüsü, onları anlatmak istemeyince de geriye pek bir şey kalmıyor.Çocukları anlatmak için çok erken, eşimi anlatmak için de bir 30 yıllık devre geçmeli diye düşünüyorum.Belki kardeşler anlatılabilir, belki annem diye düşünüyorum en fazla. Ama insan anlatırken de biraz anlamak ister, bu yüzden çok iyi bildiğini değil, bilinmiyeni fazla olanı  anlatmak ister. İşte bu yüzden eski dostları anlatmak cazipti.İşte bu yüzden 40 yıl önceki bir hatırayı anlatmak cazipti.

Hayatta yapabileceğim en iyi iş, o kırk yıl önceki hatırayı anlatmaktır aslında. Hayatta yapmak istediğim en büyük işde odur aslında. Bu aynı zamanda ifade ettiğim gibi, bilinmiyeni fazla olan bir şeyi anlamak ve anlatmaktır.

Bu öksürük de bugün fazlaca canımı sıktı hani. Çok öksürdüm.Acaba öksürmek ciğerimizi söker mi?

Ne fark eder, sökerse de, benim öksürüğüm söker!

Sökmek deyince aklıma geldi. Eşim dostum benim hep iyi yazı yazdığımı söyler de şiirlerimi pek bilmez. Oysa asıl hüner şiirdedir bir bilseler. Ya da ciğeri asıl söken şiirdir bir bilseler. Bir bilseler benim ödüllü bir şair olduğumu! Dünyanın en büyük şiir ödülü olan “ Demirci İlk Öğretmen Okulu 1974 Şiir Yarışması” nın birincisi olduğumu. O ödül sayesinde “şair” sıfatına kavuştuğumu ve ilk kültürel sıfatımının bu olduğunu. Şair diye ünlenip, çağrıldığımı.O ödülü kazandığım yıl esas alınsa bile yaklaşık 35-36 yıllık şair olduğumu. Ah bir bilseler!

Geçen yaz bir günlüğüne beraber olduğumuz ve mezun olduğumuz yıldan beri , yaklaşık 35 yıldır da kendisini görmediğim, Öğretmen Okulundan değerli dostum ve sınıf arkadaşım Zeki Gümüş’ün oğluma beni anlatırken ifade ettiği gibi ; “Babanla şiir konusunda da çok iyi anlaşırdık. Bir sene o, bir sene ben Şiir Yarışması’nda birinci olurduk. İyi şairdir ha!”.

İyi şairdim. Aslında iyi şair olarak da kalabilirdim, kim bilir? Şimdilerde, yazdığı şiirleri sağda soldaki kağıtlarda kalmış bir şair özentisi. Üste üste iki şiirini bile ezberden okuyamayan bir şair bozması. Başına  “şair” sözcüğü geldikten sonra yanına ne yazılırsa yazılsın kabul edecek bir şair hastası!

Aklımda o eski ciğer söken şiirlerim kalmamış. Ama, o korsancılık oynayan, düşman gemilerine saldırarak, yırtıp parçalayan şiirler yerine, aklımda  gemisini yüzdüren kaptan şiirleri var şimdi. Artık yaş, sakin limanları tercih eden yaşlar oldu. Şezlonglar moda oldu bizlere. Hatta yumuşak bir şal İskoç desenli, akşam üstleri dizlerimizi örtmek için. Nerde başka şeyler, içimizi ısıtmaya çay ve kahve artık yudumladıklarımız. Velhasıl dostlar, sakin bir limana sığınmak zamanı.Şiir de her zaman bir limandır aslında sığınmak istiyene. Sakin, sessiz, sıcak bir liman.. Issız ve bakir koylara veda edeli çok oldu….

Son söz; okullardan mezun olalı 35 yaş oldu derken, sayıların bu kadar zalim olup yer değiştirebileceği hiç aklımıza gelmezdi. Zalim sayılar yer değiştirmiş. Olmuş 53.             

“Suya düşen kağıt gibiyim

Hayatı bir emiyor, bir emiyorum.

Hiç doydum demiyorum.

 

Suya düşen bir kağıt gibiyim,

Pupa yelken yüzüyorum

Batmadan gidiyorum.”

Bir Cevap Yazın