Sergilerimizle Ankara Kale Festivali’ndeyiz.

Geleneksel Ankara Kale Festivali bu yıl 4-14  Haziran 2010 tarihleri arasında yapılacak. Bu festivalde 2 ayrı sergimizle yer alacağız. Ankara Soroptimistler Derneği’nin davetleri üzerine ” Ankara Şehir Anıt ve Heykelleri” konulu Fotoğraf Sergimizi ve ” Memleket Hastanelerinden Sağlık Ocaklarına Hekimler, Hemşireler, Hastalar” konulu eski fotoğraflardan oluşan sergimizi aynı mekanda Ankaralıların beğenilerine sunacağız.

Ankara Soroptomistler Derneği’nin Ankara Kalesi içinde bulunan Tarihi Eski Ankara Evi’nde yer alacak  sergilerimizin açılış kokteyli 4 Haziran 2010 Cuma Günü saat 18.00 de yapılacak.

Açılış öncesi “Ankara Şehir Anıt ve Heykelleri” konulu bir sunum Haldun Cezayirlioğlu tarafından  gerçekleştirilecek.

Nostalji Takvimi: Haziran

 Haziran ayı, kendisine olan güveni ve sevgiyi her zaman kabullenmiş ve bunu karşısındakilere göstermiş, kanıtlamış bir aydır.

Haziran ayı, bunca güven ve sevgi ortamına rağmen silik ve sessiz bir aydır. Haziran ayı sukunet ve sulhulet ayıdır.

Bu, Haziran’da savaşlar olmaz, fırtınalar kopmaz demek değildir asla.Hatta tarihin en büyük savaşları Haziran ayı savaşlarıdır. İşte bu da, kendisine olan güven ve itimattan gelir aslında. Herkes bilir ki, Haziran ayı, üşütmez, dondurmaz, yakmaz, aç bırakmaz,ıslatmaz. Haziran ayı boş bırakmaz. Dalların dolduğu, ekinlerin toplandığı aydır Haziran.

Bu aydaki savaşların sebebi, Haziran’ın sukunetini bilenlerin hırçınlığıdır aslında. Sanırım Timur’a da Ankaraya savaşmaya gelirken, kurmayları Haziran meyvelerinin her zamanki gibi gününde olgunlaştığını söylemiş olmalıdır.

Timur , yolların eski dinginliğine döndüğünü, kışın haşin topraklarının hasada eriştiğini bilse gerektir.

Haziran, sakinlerin yer yuva bulduğu aydır. Haziran, adının üstünde taşıdığı romantizmle büyülenen bir aydır.

Haziran tatil mevsimin ilk ayı, tatil evlerinin ilk yaz gecesidir.

Haziran’ı sevmek, hayatı sevmek gibidir. Onu severseniz hayatı iyi karşılarsınız. İş baharın tazeliğine, yazın rehavetine kapılmak değil, Haziran’da güç bulmaktır.Haziran; güçlü ve baskın olmayı bilmemiş ama güçlülerin ve baskınların uğrağı olmuştur. Sakinliğinden istifade edilmiş, adeta hışma uğratılmıştır.

Haziran, benim yaz günlerimin en mutlu anlarıdır. Haziran, benim yaz gecelerimin gerçekte de en uzunudur. Bitmesi istenmeyen anlardır. Haziran, tek başına bir hayattır. Haziran benim hayatımdır.Hayat başlangıcımdır. Doğum günümdür.

Nostalji Haziran takvimini bu kez benim de  doğduğum yıldan seçiyorum. Taa 1957’den..

İLEV Etkinlikleri.

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Mezunlar Vakfı (İLEV), Kuruluşunun 14’üncü yılını çeşitli etkinliklerle kutlamaya devam ediyor.

Mezun olduğumuz Okulumuzun bugün İletişim Fakültesi olarak bilinmesine rağmen içimizde hep eski bir yanımız can atıyor.  Öyel ya bizim diplomalarımızda hala A.Ü. SBF  Fakültesi BYYO  yazıyor. Vakfımızın kuruluş yıllarında ise çoktan İletişim Fakültesi’ne dönüşmüş okulumuz.

İLEV 19 Mayıs 2010 günü yaptığı Geleneksel Bahar Panayırı ile tüm mezunlarını, Okulun bahçesinde hem şimdiki Okul öğrencileri hem de şimdiki Okul akademisyenleri ile buluştuyrmayı amaçlamıştı. Lakin mezunlarımızın da yoğun katılımıyla bu hedefe ulaşıldı.

Bugün de Vakfı’n prestij etkinliği olan Meslekte  50 Yıl Onur Günü Plaket Töreni düzenlenecek. İletişim mesleğinde 50 hizmet yılını doldurmuş Ustalarımıza  ancak bir plaket, bir de kahve fincanı hediye edebileceğiz belki ama o Ustalarımızın “dik” ve “saygın ” duruşu, öğrencilerimize bir meslek dersi olacak.

 Bugün 30 ustamız, ayrıca Okulumuz atölyelerindeki çalışmalarıyla ” Emek Ödülü” almaya hak kazanan öğrencilerimize “el verecek”. Dik ve saygın durmanın temellerini teslim edecek.

Vakıf, başka bir etkinliğini de 29 Mayıs 2010 Tarhinde İstanbuldaki mezunlarıyla buluşacağı günde gerçekleştirecek. Artık geleneksel bir hale gelmiş İzmir veya İstanbul buluşmalarının bir ayağı olan İstanbul Buluşmasında da mezunlarımızla dertleşme imkanı yaratılmış olacak.

İki dönemdir Vakıf Başkanlığını üstlendiğim bu tür organizasyonların gerçekleşmesiyle hem İLEV’in hem de Okulumuz İLEF’in anılarını canlı, umutlarını büyük  tutmayı arzulamaktayım.

Hedefimiz ise anılarımızın ve umutlarımızın kesişecebileceği bir OKUL SERGİSİ’ni en kısa zamanda gerçekleştirebilmek.

Panayırımızın renkli görüntüleri, bugünkü törenin de muhtemel prestij gösterileri bize bu konuda umut vermektedir.

Ekmek arası peynir tadı..

Meğerse insanlar ekmek arası peyniri ne severmiş, ne severmiş. Meğerse insanlar ne de çok ekmek arası peynir tadı ararlarmış.

Bilememişiz. Hiç de bilmezmişiz.

“Anne: Ekmek arası peynir tadı” başlıklı yazım çok ilgi gördü anlaşılan. Yorumlar ancak 3 adet olmakla birlikte, e-posta adresime bu yazımla ilgili gelen yazılar epey çok. Onları da alıp kullanma yetkim olmadığı için sizlerle paylaşamadığımdan, yazılanlardan habersizsiniz.

Kısacası Annelerimizin tadını, kokusunu, lezzetini, ekmek arası peynir tadına benzetmek hoş karşılandı. Ne bileyim benden başka kimse kullanır mı kullanmaz mı ama benim bundan sonra kullanacağım aşikar. 

Hatta bir arkadaş, “şu anda sizin yazdığınız gibi yaşıyorum annemim yanında “” diye yazdı. Biliyordum zaten annelerin aynı olduğunu; ekmeğiyle, kurabiyesiyle, biberi, salçasıyla analarımız hep aynı. Biraz köftenin içi başka, biraz muhallebi daha pirinçli, çorba biraz daha mahalli. Yoksa o miss koku hep aynı.

Peynir tadı ise hep ortak. Onlar ekmeğimizin arasında hep. Hep çayımızın bir başında.

Onlar, ekmek arasına tad verenler, hem ekmek hem peynir olanlar. Yani aşımız, işimiz. İş arası ekmeğimiz.

Ekmek arası peynir tadı alanlara selam olsun. Ekmek arası peynir tadı verenlere ” aşk olsun”.

Anneler Günü

Anne: Ekmek  arası peynir tadı.

 Ekmek arası peynir tadı alıyorsanız o an ve elinizde de bir bardak demli çay var ise; annenizin evinizdesinizdir. Asla ve asla sevgilinin evinde değilsinizdir. Sevdiğiniz kadının  evinde ya da kendi evinizde  de değilsinizdir.

 Bir çorba kokusu var ise odada naneli, baharatlı, önünüzde duran  o çorbayı da arzuladığınız şekilde içebiliyorsanız eğer, emin olun ki annenizin evinizdesinizdir. Başka yerde değil.

 Her daim elinizi attığınızda, o kasenin içinde kurumuş, bayatlamış da olsa bir kurabiye bulabiliyorsanız bilin ki annenizin evinizdesinizdir. O ev  sizindir.

 Bir kuru ekmek, salçaya bandırılmış bir kızarmış küçük somun elinizde ise siz ayakta iken, burası ana evidir.

 Akşamdan kalmış bir tabak yemek var ise ocağın hemen üstünde, üstü de örtülü olsa bile içindekini tahmin ediyorsanız eğer, siz annenizdesinizdir.

 İçtiğiniz çay,  bardaklarıyla da bir başka anlam ifade ediyorsa siz annenizdesinizdir.

 O ekmek arasına atılıveren kuru köftenin tadını yine almışsanız, annenizdesinizdir, şaşırmayın.

 Tam kalkacağınız anda ,“ artık eve gideyim” dediğiniz esnada, elinize uzatılan bir kase muhallebi olur ise eğer, artık emin olun ki, annenizdesinizdir.

 Eğer tüm bunları hala yapma şansınız var ise, anneniz sizi beklemektedir.

 Eğer bunları yapmayalı epey olmuş ise, bugün annenizin günüdür.

 Bugün o çorbaların, kurabiyelerin,salçalı ekmeklerin yapılıp, istenildiği gibi yenilebilen o evin muhterem sahibesi olan, annelerimizin günüdür.

 Bana ekmeği,çayı,  kurabiyeyi, çorbayı, salçayı, dometesi, biberi sevdiren anam başta olmak üzere, evlatlarına “ ye de nasıl yersen ye” diyen tüm annelere; “Şükran”  borçluyuz.

 Ekmeğimize peynir tadı olan analarımıza hayat borçluyuz.

 Ekmeğimizin yanında çayımız olan analara devran borçluyuz.

 Aslında bayağı borçluyuz!