Bari 2010’un kıymetini bileyim.

Bildiğiniz şeyler.

Malumunuz bir yılda 12 ay var; ben 6’ıncı ayda doğmuşum. Yani 12’in yarısı, mevsimin de. Yine bir ayda 30 gün var; ben 15’inci günde doğmuşum. Yani 30’un yarısı, ayın da.

Bilmediğiniz şey ise, bunun benim için bir tekerleme olduğudur. Lise çağımda her doğum günümde ya da konusu açıldığında bu sözleri hep söyler, bir de ilave olarak o yıl hangi yaşta isem “ Ömür de işte bu kadar, şimdi yarısındayım” derdim. O yarı ömürler, 14, 15’ti, sonraları da 16, 17 ancak olmuştur. Öyle ya lise o yıllarda bitmedi mi?

 Yani bilememişim; yarı ömürler o yıllarda hiç tahmin edilememiş. Dönüp bugüne baktığım da, o en büyük yarı ömürleri bile üçe katlamış görünüyorum. Hatta geçmişim.

 Ve yine dönüp baktığımda bugün için “ Ömür işte bu kadar, şimdi yarısındayım” diyemiyorum. Her şey bir yana bunu söylemeye cesaretim bile yok.

 İyi ama bir yarı ömrüm vardı elbet. Acaba hangi yıldı? Bunu bilme şansım hiç yok, olmayacak da. Derdim bunu bilmek de değil aslında. Bilmek istediğim, yarı ömrüm denilecek o yılın nice bir yıl olduğunu, kime yarar bir yıl olduğunu öğrenmek istememdir. O yıl kimler doğmuş, kimler yanmış, kimler evlenmiş, kimler şans yakalamış bilmek isterdim. Hepsi bu.

 Yoksa kimin kimsenin ekmeğinde tuzunda gözümüz olduğundan değil.

 Uzun yıllar öncesi, doğup bebelik yaşadığım 1957 yılının güncelerini, belgelerini, anılarını toplamaya başladım. Ancak bana o kadar uzak olan o yıla ait bir şeyler bulmak, o kadar zor ki. Nerdeyse yarışa bir misli geriden başlamak gibi bir şey;  yaşadığın fakat farkında olmadığın o yıllara dönüp bir şeyler aramak.  Varsa da tek tük bir şeyler, ya ulaşılmayacak kadar uzaktalar, ya da çok pahalılar.  O yıla ait sahip olabildiğim birkaç şey ise, kendimin siyah beyaz iki üç resmi, 4 veya 5 adet takvim ve de o yılda basılmış kitaplar, birkaç da gazete.

 Kitaplar bir hayli çok, ancak hiçbiri o yılı anlatan kitaplar değil elbette. Tek özellikleri o yıla ait olması. Belki bu çabayla bir şeyler daha bulup toplayabilirim; ancak bugünkü imkânlara sahip olmuş olmakla ya yarı ömrüme ait yılları toplasaydım. Nasıl olurdu?

 Örneğin 2000!

 Hatırlayın, adı milenyumdu. Neler tasavvur edilmedi o yıla ait. Bayraklar, çanaklar, kitaplar, pullar, takvimler, şapkalar, bardaklar. Neler neler.  Neredeyse kuyruklu yıldızı bile vardı, alınıp satılan. Bilsem ki, ömrümün yarıyılı 2000,  bulup almaz mıydım, alıp saklamaz mıydım?

 Diyelim ki 2000 benim gibi vadesi yüksek birine yarıyıl olmaya çok,  o zaman haydi 1990 verin bana.

 Ev taşınacak, Gazi Mahallesinden Ayrancı’ya gelinecek. Hamide ikinci kez hamile kalacak, para pul derdimiz daha rahat olacak, “süt şişelerini biriktirip, parasız süt almanın keyfi” artık aranmayacak. Birçok sorun kendiliğinden hallolacak, üst baş almaya daha çok vaktimiz olacak. Üstelik alışveriş keyfi diye bir şey girecek hayatımıza. Hamide ile el ele vitrin vitrin bakınacağız, büyük marketlerin tadını paramızla çıkaracağız. Gazi Mahallesi’nin sakini olarak uğradığımız Orduevi Marketlerinde bir pazar sepeti dolusu gıdaya gözümüzün önünde ödenen zamanın parasıyla 40.000. Liranın büyüklüğüne gösterdiğimiz şaşkınlığı ve de hayreti ve de belki de kıskançlığı, sonradan Çankaya’nın muhtelif marketlerinde nasıl telafi ettiğimizi yaşayacağız. Öyle rahat yıl ki, Ahmet okul hayatını başlatacak, üstelik ikinci çocuğa, “kardeşine” de ağabeylik yapacak. Ve hayata başka bir ortak daha girecek Andaç’dan önce.  Yıl 1990, aldığım araba 1976 model bir Murat Fiat.

Olsun; belki Fiat marka bir şeyler toplardım. Fiat’ın takvimlerini, anahtarlıklarını, kalemlerini, pullarını, kasketlerini. Denseydi ki yarıyılın 1990, o kadar çok şeyim olurdu ki.

 Daha eski bir şey toplamaya, niyetim pek yok doğrusu ömrümün yarıyılı adına. Ama neye niyet, neye kısmet.  Onun için ben 2010 yılını kıymet bilip değerlendireyim bari.

Bir Cevap Yazın