Bir efemera okumak-3 ( Soy Adı Kağıdı)

Bugün elimizdeki efemera biraz daha ilginç ve bulunmaz nitelikte bir kâğıt. Artık yazılışını bile farklı yazdığımız bir “şey”in kağıdı. Adı üstünde  “Soy Adı Kâğıdı”.Dikkat buyurun: Soy- Adı.  Şimdilerde elinde, avucunda, çıkınında kalanı var mıdır bilinmez ama zamanının en muteber kâğıtlarından olduğu besbelli ortada. Öyle ya, adınız olabilir, çoğu kez anne babanız belirler, üstünüzde kalır. Ama soyadı sahibi olmak, soyadı almak biraz şans işi. Hep öyle denir ya; ” Nüfus memuru öyle anlamış” , ” Kütüğe böyle yazmış” diye.  O misal.

soyad

Tozpembe renginde, ince bir kâğıt bu elimizdeki. Fazla açılıp kapanmamış gibi. Muhtemelen sandıkta bir yer bulmuş kendine, ayda, yılda bir iş görmüş, yine sandığına dönmüş. İlk izlenim bu.

Matbu bir kâğıt. Devlet, işini gördürmek için yaptırmış belli. Her matbu kâğıdın ağırlığını hissettirircesine resmi ağızlı.  Ama ilginç bu kez daha sivil söylemli bir başlığı var hiç olmasa. Örneğin ” Soy Adı Kâğıdı” demiş de, ” soy adı alacak kişiler için kullanılacak evrak” veya buna benzer başka bir şey denmemiş.

Vilayeti, Kazası, Nahiyesi gibi bugün artık hiç kullanılmayan kimlik sorgulamaları mevcut. Vilayet sözünü az da olsa duymuyor değiliz, ancak nahiye lafını duyup büyüyen kalmadı. Duyanlar  da hep büyüktüler.

Şimdi hala duyup bildiğimiz ise, Mahallemiz (ya da köyümüz),sokağımız ve ev numaramız. Sanki o büyük ve külli bilgilerden biraz daha küçük ve özel bilgilere ilgi varmış gibi. Oysa bugün daha çok kullandığımız Kent, şehir ve ilçe tabirleri daha baskın ve daha etkili.

soyadiSonra bir cetvel haneleri var arda arda sıralanmış. En ilginci ilk hane: “Adı ve Soyadı” diyor!

Oysa bu kâğıt “Soy Adı Kâğıdı” idi hani? Kâğıdı ele alıp şöyle bir baktığınızda anlıyorsunuz ki; henüz soy adı sahibi olmayan insanların Cumhuriyetin bu yeni nimetinden yararlanmaları için kullanabilecekleri bir kâğıttı.

“Yukarıda yazılı soyadımı ailece taşıyacağım. Nüfus kütüğüne yazılmasını isterim” diyor henüz soy adı sahibi olmayan Turgutlu Kazası, Yeniceli’den adı bile yazılmamış yurttaş.

Yani, olmayan bir şeyi niye sorarsınız ki?

Çünkü bu kâğıt format itibariyle başka bir yer de kullanılamaz. İkametgâh Kağıdı olamaz yani. Ya da doğruluk kâğıdı asla.

Cetvel haneleri sonra,  baba adı, ana adı, doğum yeri, doğum yılı, mesleği ve evli olup olmadığı sorularıyla devam etmektedir.

Şimdi gelelim hikâyeye!

Manisa Vilayeti, Turgutlu kazası Yenice Köyünden veya Mahallesinden ( olmayanın üstü çizilmemiş) Haydar oğlu Nusret, henüz soyadı sahibi olmadığı için, bu eksiklikten kurtulmak için Kaymakamlığa başvurmak ister. Muhtemeldir ki Turgutlu’nun Yenice Mahallesindendir. Çünkü Ev Numarası “114” olarak belirtilmiş olup bu kadar hane sayısına sahip bir köyün o yıllarda olamayacağını düşünmekteyiz.

Yıl mı?

Yıl, Kağıdımızın en altında bulunan mühürün hemen sağında yer alan tarih olup, bu da  25-5-936’dır. Ya da bugünkü anlayışımıza göre çevrilecek olur ise, 25 Mayıs 1936.

Bu tarih aynı zamanda elimizdeki kâğıdın yaşıyla da hemen hemen eşittir. Öyle ya bu kâğıt 1936’dan daha yeni olamaz.

Zaten Kaymakamlığa hitaben düzenlenmiş iki satırlık matbuu yazının altında yer alan tarih taksimatları da bunu belgelemektedir. Orada matbuu olarak yer alan “93” sayısı dokuz yüz otuzlu yılların kısaltılmışından öte bir şey değildir. Cumhuriyet 10’uncu yıllarını çoktan geçmiş ama eski kültürün tarih kullanma geleneği henüz, resmi vesikalardan bile terk edilememiş. Orada yazılması gereken “193.”ibaresinden niçin imtina edilmiş bilinemez. Haydi diyelim ki matbaacımızın hatasıdır.

Dahası var:

Cetvel Hanelerinden biri de hatırlayacağınız gibi  “doğum yılı” hanesiydi.

Bakalım.

Haydar oğlu Nusret, 302 doğumludur. Recep kızı Merdiye 311 doğumludur. Nusret ve Merdiye’nin oğulları Mustafa Kemal 341 doğumlu, kızları Gülter ise 930 doğumludur. Haydi daha önceki bilgilerimize göre bu tarihlerin başına üstelik 3-5 değil, “bin yılı” ifade ediyor olmasına rağmen bir türlü görmemezlikten gelinen ” 1″ sayısını koyacağız, yine de işin içinden çıkılamaz bir hal vardır.

 Nusret 1302, Merdiye 1311, Mustafa Kemal 1341, Gülter ise 1930 doğumlu olmuştur. En anlaşılan tarih bilgisi, Gülter’in henüz 6 yaş civarında olduğudur. Diğerlerinin yaşı tahmin olunabilir belki ama asla bilinemez.

Burada kullanılan tarihin halkımızın geleneğine icaben, devletin de memurlarına icazetten Hicri veya Rumi Takvim tarihleri olması gerekmektedir. Muhtemelen de burada kullanılan Takvim, diğerinden 2-3 yıl daha erken zamanı işaret eden Rumi Takvim olmalıdır. Yani, Nusret 1887, Merdiye 1896, Mustafa Kemal 1925 doğumludur.

Soyadı almak için başvuruda bulunan ” rençper” Haydar oğlu Nusret, 48-49 yaşlarındadır, 40 yaşında bir karısı, 11 yaşında bir oğlu ve 6 yaşında da bir kızı bulunmaktadır. O yıllar için biraz geç evlilik ve geç çocuk sahibi olmayı işaret etmektedir, ancak asıl hikâye bilinmemektedir. Bunun altında insanlarımızın doğum tarihlerini net olarak da bilmemeleri de yatabilir pekâlâ.

Cetvelin “Doğum Yeri” hanesine bakıldığın da, karı kocanın aynı yerde çocukların da aynı yerde doğdukları anlaşılmaktadır. Çocuklar Turgutlu doğumludurlar, ancak ebeveynin nerede doğdukları okunamamaktadır. Muhtemelen orada yazılı olan ” Kandağı-Yandağı v.b” isimleri bir köy adını ifade etmektedir.  

Evli Olup Olmadığını soran hane ise daha ilginç bilgiler içermektedir. Burada doğal olarak Nusret ile Merdiye’nin hanelerinde “evli” ibareleri yazacaktır. Yazıyor da.. Ancak burada yoruma muhtaç olan kısım, bu hanelere Nusret’in özel mühür, Merdiye’nin ise parmak basmasıdır. Ne ilginç  bu “N” harfi hep aynı yazılır dı.Hiç düzeltilemedi.Alfabemizin en haiN harflerinden biridir o.

Ve gelelim mutlu sona.

Yıl 1936 dır.

Manisa’nın Turgutlu Kazası Yenice Mahallesinde rençperlik yapan Haydar oğlu Nusret, yaklaşık 2 yıl önce Kanunlaşan ” Soy Adı alma zorunluluğu”nun farkında olmakla birlikte bir yolunu bulup bu işi bir türlü halledemez.

Ya Kaza uzaktır, ya da rençperlik el vermemektedir. Ancak, köylere, evlere gelen görevliler herkesin soyadı alması gerektiğini her defasında hatırlatmaktadırlar. Hatta bazı yasak ve cezalardan bahsolunmaktadır.

Haydar oğlu Nusret’in rençperlik uğraşısından başka,  bu işi ihmal edişindeki diğer sebep de, ” her zaman ki gibi bir sürü formalite, bir sürü meşgale” diye düşünüyor olmasıdır. Sonradan duymuştur ki,  zorlamalar artmaktadır ancak “teferruat da o kadar değildir”.

Üstelik sözü edilen teferruat “şu Manisa’nın bu Kazasında yapılmaz ise”, ” Allahın Mardin’in  Midyat’ında” hiç olmaz diye de düşünülmüş olmalıdır.

Mayıs ayının o sıcak gününde hele ki Turgutlunun muhtemel çarşı pazarının olduğu Pazartesi Günü, “Turgutlu Nüfus Riyaseti”ne çıkılır. Muhtemeldir ki, yanın da karısı Merdiye hanım da bulunmaktadır. Zaten buradan da pazara uğranılacaktır.

İşler o kadar kolaydır ki, yazısı düzgün ancak süslemesi fazla bir kâtip tarafından ” Soy Adı Kâğıdı” doldurulur. Haydar oğlu Nusret mührünü basar. Karısı Merdiye ise parmak basar. Öyle bir an gelmiştir ki artık, kâtip son süslü yazılarını yazacaktır. Okunmaması pahasına  yazılan süslü yazı. Muhtemeldir ki en heyecanlı andır o an. Karısı pek farkında değildir ama yüreği bir başka çarpmaktadır Haydar oğlu Nusret’in.

Kâtip bir daha sorar: ” Evet beyim. Haydi, söyleyin bakalım”

Bir ses çıkar ki ağızdan. Sanırsınız ki yürekten çıkmıştır.

“Başyürek” kâtip bey,  “Başyürek”.

Niye “Başyürek” olmuştur bilemeyiz. Tahminimiz; bu işi yapmanın yürek istemesindendir. Ya da bu işi zorla yapmamış olmanın bir aksisedasıdır. Ama onlar yürekli insanlardı.

Cumhuriyet bir ailesini daha soyadı sahibi yapmıştır böylelikle. Evinden Haydar oğlu Nusret olarak ayrılan, artık evine Nusret BAŞYÜREK olarak dönecektir. Sayfanın en altındaki günün tarihini de belirten 26-5-935 ibaresini üzerindeki  “9131-9134” sayıları nedir ki zaten? Evine soyad